8 Ağustos 2017 Salı

Bir Tenis Topu Olarak Ben




















Geçtiğimiz akşam biri evli-çocuklu, diğeriyse bekar ve çocuktan zinhar haz etmeyen iki arkadaşın arasında deyim yerindeyse tenis maçındaki top gibi kalakaldım.

Evli olan annelikten ve çocuk sahibi olmanın hayatına kazandırdıklarından bahsediyordu sanırım -çünkü aslında tam da dinlemiyordum ilgi alanım olmadığından heralde- diğer arkadaşım ona dönüp "reklamlara burda bi son verelim beğenmedik almıyoruz" demez mi..

Hay bin kunduz! Tam da ortalarında oturmak gibi bilmeden dünyanın en yanlış yer seçimini de yapmışım. (coğrafya kaderdir diyen İbn Haldun'a selam olsun)

"Sen hayatta nasıl muhteşem bir hissi ıskaladığının farkında değilsin!"
"Sen de nasıl görgüsüz bir evli-çocuklu reklamı olduğunun!"
"Sana acıyorum kendi söylediğin yalanlara da inandın sonunda!"
"Ben de bu yaşta hala evlenemediğin ve hatta doğru düzgün bir ilişki yürütemediğin için üzülüyorum sana"...

İşte böyle sonu olmayan, acımasız ve saygısız bir laf dalaşının içinde buldum kendimi.
Muhteşem okullardan mezun olmuş, iyi aileler tarafından yetiştirilmiş, güzel, sağlıklı, hayran olunası özgeçmişlere sahip iki genç kadın.. İnsanın aklı almıyor.

Tartışmanın bir noktasında hızlarını alamadılar sanırım, bana dönüp "Sen de bir şey desene!" gibi haykırdı biri. Diğeri de kafasını sallayarak onayladı. Gece boyunca anlaştıkları tek şeydi benim de fikrimi söylememin gerekliliği..

Bıraksan belki sabaha kadar konuşabilirdim. İlişkiler, tercihler, kadınlar, erkekler vs. ama deyim yerindeyse "kal" geldi. Konuşamadım. Konu dışı kaldım.

Açıkçası zaten pek de isteyerek gitmemiştim buluşmaya. Uzun zamandır da çok yakın ilişki kurmayı tercih etmiyordum onlarla. Kendime sebebi de açıklayamıyordum. Sanırım o sebebi buldum. İçimdeki hisle somut sebep de birleşince doğru karar vermenin rahatlığı sardı bedenimi. Onlara bir yorum yapmadım ama kendime dedim ki "ikile!"..

Sonraki gün evli olan whatsapptan bana uzun uzun mesajlar attı. Sanki terapiste gitmiş o koltuğa uzanmış da her şeyi itiraf ediyor gibi.. "Çok mutsuzum" diye başlıyor mesajı. "Bunu söylerken kendimden utanıyorum ama bazen keşke hiç doğurmasaydım diyorum."

Aynı akşam çocuk istemeyen arkadaş da bana yazma ihtiyacı duymuş. "Sence de çok loser mıyım?" şeklinde..

İkisine de yorumsuz cevaplar yazdım ve eğer mümkünse birbirleriyle iletişime geçmelerini ve mutlaka iyi bir terapistten yardım almaları gerektiğini ekledim.

Onlarla paylaşmasam da yorumlarım var tabii. 

* Sen mutsuzsan, bir başkasının daha mutsuz olması seni mutlu yapmaz.

* Sahip oldukların seni mutlu etmiyorsa, onlara sahip olmayan kişilere nispet yapmak seni mutlu etmez.

* Etrafa ne gösterirsen göster. Hangi yalana inandırırsan inandır, sen gerçeği biliyorsun ve o gerçek senin peşini bırakmaz.

* Mutsuz olmak suç değildir. Normaldir. İnsanidir. Onu kapatmaya çalışarak harcadığın enerjiyi şifalanmaya harcamak çok daha ekonomiktir.

* Evlilik, çoluk çocuk herkesin hayali değildir. Bazıları evlilik tercih etmez. Bazıları çocuk istemez. Bunlar bir soruna işaret değildir. Altında kendini tatmin edecek cevaplar aramak lüzumsuzdur.

* Bazı şeyler mahremdir. Ve mahremiyet dokunulmazdır. Dokunmaya yeltenen hadsizlik eder.

* ve yorumsuz kalma hakkı diye bir şey vardır. Herkes herkesle hiçbir şeyi konuşmama hakkına sahiptir. 

Bana da güzel bir ders oldu. İçimden bir ses geliyorsa dinlicem ikiletmeden. Aynı o akşam "ne işin var gitme oraya" diyen ses gibi..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...